Fatalizm ne demek ?

Defne

New member
Fatalizm Ne Demek? Bir İnsanın Kaderle Mücadelesini Anlatan Hikâye

Geçenlerde eski bir dostumla yaptığım sohbet sırasında, uzun zamandır aklımı kurcalayan bir konu yeniden karşıma çıktı: Fatalizm, yani kadercilik. Dostum, yıllardır hayalini kurduğu işi yapamadığını anlatırken birden omuzlarını silkti ve şöyle dedi: “Demek ki benim kaderimde bu varmış. İnsan ne yaparsa yapsın, olacak olan oluyor.”

Bu sözleri söylerken yüzündeki ifadeyi unutamıyorum. Biraz kırgınlık, biraz yorgunluk, biraz da kendisini teselli etmenin verdiği rahatlık vardı. Onu dinlerken kendime şu soruyu sordum: Gerçekten de hayatımız önceden belirlenmiş bir yol mu, yoksa aldığımız kararlarla o yolu değiştirebilir miyiz?

Bu sorunun cevabını yalnızca felsefe kitaplarında aramak yerine, gelin birlikte küçük bir hikâyenin içine girelim. Belki hikâyenin sonunda kader, özgür irade ve insanın seçimleri hakkında hepimizin düşüncesi biraz değişir.

1. Bölüm: Saatçinin Dükkânında Başlayan Hikâye

Anadolu'nun eski şehirlerinden birinde, dar sokakların arasına sıkışmış küçük bir saatçi dükkânı vardı. Dükkânın sahibi Kemal Usta, kırk yıldır bozuk saatleri tamir ederdi. Duvarlarda asılı saatlerin kimi geri kalır, kimi ileri gider, kimiyse yıllardır aynı dakikada durmuş gibi görünürdü.

Kemal Usta'nın kendine özgü bir düşüncesi vardı:

“İnsan da saat gibidir evlat. Ne kadar uğraşırsan uğraş, yazılmış olanı yaşarsın.”

Dükkâna her gün uğrayan mahalle sakinleri onun bu sözlerine alışmıştı. Kimisi başına gelen talihsizlikleri anlatır, Kemal Usta da başını sallayarak kaderin değiştirilemeyeceğini söylerdi.

Bir gün dükkâna Deniz adında genç bir adam geldi. Deniz, üniversitede mühendislik okumuş, mezun olduktan sonra iş bulmakta zorlanmıştı. Birkaç başarısız girişimin ardından ailesinin yanına dönmüş ve kendi hayatını kurma konusunda umudunu kaybetmeye başlamıştı.

“Usta,” dedi, “ben elimden geleni yaptım. Sınavlara girdim, iş görüşmelerine katıldım, projeler hazırladım. Ama hiçbir şey yolunda gitmedi. Belki de benim kaderim böyle.”

Kemal Usta gözlüğünü düzeltti.

“İşte evlat, sen de gerçeği anlamaya başlamışsın. İnsan bazen ne kadar çabalarsa çabalasın, kendisine çizilen sınırların dışına çıkamaz.”

Deniz bu cevabı duyunca rahatlamış gibi hissetti. Başarısızlığının kendi hatası olmadığını düşünmek, omuzlarındaki yükü hafifletiyordu. Fakat dükkândan çıkarken bir şey dikkatini çekti. Tezgâhın üzerinde, içi açılmış eski bir cep saati duruyordu.

“Peki, usta,” diye sordu, “saatin içindeki dişlilerden biri bozulursa saat yine aynı zamanı mı gösterir?”

Kemal Usta gülümsedi.

“Bozuk parçayı değiştirirsen yeniden çalışır.”

Deniz kapıya yöneldi, sonra durdu.

“Öyleyse bazı şeyler değişebiliyorsa neden insanın hayatı değişemesin?”

Kemal Usta cevap vermedi. Yalnızca elindeki tornavidayı bıraktı.

İşte fatalizmin insanı düşündüren tarafı tam da burada başlıyordu: Her şeyi önceden belirlenmiş kabul etmek, insanın değişim ihtimalini de reddetmesi anlamına mı geliyordu?

2. Bölüm: Fatalizm Nedir? Kadercilik ile Aynı Şey midir?

Hikâyemize kısa bir ara verelim ve kavramı açıklığa kavuşturalım.

Fatalizm, Türkçede genellikle kadercilik olarak karşılanan, olayların belirli bir sonuca doğru kaçınılmaz biçimde ilerlediğini ve insanın bu sonucu değiştiremeyeceğini savunan düşüncedir. Fatalist bir bakış açısına göre bazı olaylar, kişi ne yaparsa yapsın gerçekleşecektir.

Örneğin bir insanın, “Ne kadar çalışırsam çalışayım, hayatımda hiçbir şey değişmeyecek; çünkü geleceğim zaten belli,” demesi fatalist bir yaklaşımın gündelik hayattaki örneklerinden biri olabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Fatalizm, determinizm ve dinî kader anlayışı birbiriyle ilişkili olsa da aynı kavramlar değildir.

Fatalizm: Sonucun kaçınılmazlığı

Fatalizmde belirli bir sonucun, kişinin eylemlerinden bağımsız olarak gerçekleşeceği düşüncesi öne çıkar. İnsan bir şey yapmayı seçse de yapmamayı seçse de belirli sonucun değişmeyeceği kabul edilir.

Örneğin bir kişi, “Bu işin sonu zaten kötü bitecek, önlem almamın hiçbir anlamı yok,” diye düşünüyorsa fatalist bir tutum sergiliyor olabilir.

Determinizm: Nedenlerin ve sonuçların ilişkisi

Determinizm, olayların önceki koşullar ve nedenler tarafından belirlendiğini savunan görüştür. Bu yaklaşımda insan davranışları da biyolojik, psikolojik, toplumsal ve çevresel etkenlerle açıklanabilir.

Ancak determinizm, insanın çabasının anlamsız olduğunu zorunlu olarak söylemez. Çünkü çaba göstermek de bir sonucun ortaya çıkmasına neden olan etkenlerden biri olabilir.

Örneğin Deniz'in iş bulmak için yeni beceriler öğrenmesi, görüşmelere hazırlanması ve farklı sektörleri araştırması, determinist bir bakış açısından bile sonuçları etkileyen nedenler arasında yer alabilir.

Kader inancı: Her şeyi kabullenmek anlamına gelmez

Dinî ve kültürel kader anlayışları kendi içinde farklı yorumlara sahiptir. Özellikle İslam düşüncesinde kader, insan iradesi ve sorumluluğu arasındaki ilişki yüzyıllardır tartışılmaktadır. Bazı yorumlar ilahî takdiri vurgularken insanın seçme ve sorumluluk yönünü de kabul eder.

Dolayısıyla kader inancına sahip olmak, mutlaka pasif kalmak veya hiçbir girişimde bulunmamak demek değildir.

Bu ayrımı aklımızda tutarak hikâyemize dönelim. Çünkü Deniz'in yaşayacağı olaylar, bu kavramların yalnızca kitaplarda tartışılan fikirlerden ibaret olmadığını gösterecekti.

3. Bölüm: Zeynep'in Defteri ve Başka Bir Bakış Açısı

Deniz'in çocukluk arkadaşı Zeynep, aynı şehirde yaşayan bir sosyal hizmet uzmanıydı. İnsanların yaşadıkları zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı oluyor, özellikle ekonomik sıkıntılar yaşayan ailelerle çalışıyordu.

Bir akşam Deniz'i aradı.

“Yarın eski mahalledeki kültür merkezine gelir misin? Bir proje üzerinde çalışıyoruz. Mühendislik bilgin işimize yarayabilir.”

Deniz önce isteksiz davrandı.

“Benim kendi hayatımı bile düzene sokamadığım bir dönemde başkalarına nasıl yardımcı olacağım?”

Zeynep bir süre sustu, sonra sakince cevap verdi:

“Bir insanın zorlanması, hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmez. Hem senin bütün sorunlarını çözmeni istemiyorum. Sadece bildiklerini paylaşmanı istiyorum.”

Ertesi gün Deniz kültür merkezine gitti. Burada, yağmur yağdığında bodrum katlarını su basan eski binalarda yaşayan ailelere yardımcı olmak amacıyla bir çalışma yürütülüyordu.

Zeynep, mahalledeki ailelerle görüşmüş, hangi binaların daha çok risk altında olduğunu öğrenmişti. İnsanların yalnızca maddi ihtiyaçlarını değil, yaşadıkları korkuları ve birbirleriyle kurdukları ilişkileri de anlamaya çalışıyordu.

Deniz ise soruna başka bir açıdan yaklaştı. Binaların zemin eğimini incelemeyi, yağmur suyu kanallarının yerini belirlemeyi ve sınırlı bütçeyle uygulanabilecek bir drenaj planı hazırlamayı önerdi.

Zeynep insanlarla kurduğu ilişkiler sayesinde sorunun nerede yoğunlaştığını biliyordu. Deniz ise teknik analiz ve planlama becerileriyle hangi müdahalelerin işe yarayabileceğini hesaplıyordu.

Birbirlerinden farklı düşünüyorlardı ama bu farklılık bir çatışma yaratmadı. Tam tersine, iki yaklaşım birbirini tamamladı.

Zeynep'in önerisiyle mahalle sakinleri de çalışmaya katıldı. Deniz'in hazırladığı plana göre gönüllüler iş bölümü yaptı, belediyeye iletilmek üzere teknik bir rapor hazırlandı ve acil müdahale gerektiren noktalar belirlendi.

Burada kadınların empatik, erkeklerin ise çözüm odaklı olduğu gibi katı bir ayrım çıkarmak yanlış olurdu. Deniz'in teknik yaklaşımı onun mühendislik eğitimi ve deneyimiyle ilgiliydi. Zeynep'in ilişkisel yaklaşımı ise mesleği, kişisel becerileri ve insanlarla kurduğu iletişim sayesinde gelişmişti.

Üstelik Zeynep de oldukça stratejik kararlar alıyor, Deniz de mahalle sakinlerinin kaygılarını dinlemeyi öğreniyordu.

İkisi de tek başlarına bazı şeyleri başarabilirdi. Fakat birlikte çalıştıklarında daha kapsamlı bir çözüm ortaya çıkıyordu.

Deniz o akşam eve dönerken uzun zamandır ilk kez kendisini işe yarar hissetti.

Yine de kafasında bir soru vardı: Eğer hayatı önceden belirlenmişse, bugün yaptığı seçimlerin ne anlamı vardı?
 
Üst